YÖK’ün İhraç Genelgesi “Aman Ağzımızın Tadı Kaçmasın” Demenin Ötesine Geçmemektedir!

body: 

Üniversitelerin varlık nedenini, özgür bilimi, akademik özgürlükleri, evrensel hukuk ilkelerini, temel hak ve özgürlükleri yok sayan YÖK, OHAL rejiminin kalıcılaşmasını sağlayan en önemli konuda, yani ihraç uygulamasının nasıl sürdürüleceği konusunda bir genelge yayınladı. Düzenlemenin tartışılma ve haberleştirilme biçimlerine bakıldığında,  genelgenin yıkıcı sonuçlarının yeterince değerlendirilmediği görülmektedir.
Ne yazık ki içinde bulunduğumuz dönemde yeni rejimin çarkları, evrensel hukuk ya da demokrasinin temel ilkeleriyle değil, siyasi iktidarın talimatları ile dönmektedir. Haliyle YÖK’ün yayınladığı genelge, yükseköğretim alanında ihraç tehdidine maruz kalanları değil, YÖK’ün bizatihi kendi çıkarlarını odağına alan bir düzenlemedir. Genelge üzerinden durumu açıklamamız gerekirse;

  • “Kamu görevinden çıkarma teklifine esas teşkil edecek olan dosyanın” rektörlük tarafından “görevlendirilecek” komisyonca hazırlanması istenmektedir. Yani siyasi iktidarın üniversiteler üzerindeki “temsilcisi” olan rektörler tarafından bir komisyon oluşturularak, yürütülecek hukuksuzluklara kılıf uydurulacaktır.
  • Genelge, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53/A maddesindeki usule atıf yapmaktadır. Kaldı ki bu madde disiplin hükümlerini ifade etmektedir. Yani halihazırda disiplin mevzuatına göre yürütülebilecek bir işlem için üniversite yönetimlerine “dikkat etmeleri” (!) gereken hususlar hatırlatılmak istenmektedir.
  • Genelgenin hukuka vurgu yapar gibi göründüğü tek madde “çıkarma teklifinin hukuki nitelikte somut bilgi, belge ve bulgu ile temellendirilmesi” düzenlemesidir. Ancak işleyişte bu maddenin hiçbir karşılığı olmayacaktır. Çünkü bugüne kadar düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındaki “sosyal medya paylaşımları”, barış talep etmek ya da sendikal hak ve özgürlükler kapsamındaki faaliyetler “terör örgütleriyle iltisak veya irtibat” gerekçesi olarak ileri sürülebilmiştir. Ayrıca, güvenlik soruşturmalarında en net biçimiyle görüldüğü üzere, MİT’ten ilgili kuruma gönderilen ve hiçbir hukuki karşılığı olmadığı üzerine not düşülen belgelerde birçok kişi hakkında sadece “terör örgütleriyle irtibat ya da iltisak” bağlantısı olduğu ifade edilmekte, söz konusu kişiler bu belgelerle işlerinden edilmektedir. Haliyle “somut bilgi, belge ve bulgu içermeyen” MİT yazılarının bu komisyonca dikkate alınmayacağını iddia etmek, en naif tabirle yaşanılanlara körleşmek anlamına gelecektir.
  • YÖK, savunma hakkına dikkat edilmesi gerektiğini üniversitelere hatırlatmaktadır. Bu hatırlatma dahi haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilenlerin savunma haklarının nasıl engellendiğini gösterir niteliktedir. Ancak asıl işaret edilmesi gereken nokta, üniversite yönetimlerinin ellerinde tuttuğu gücü haksız ve hukuksuz biçimde kullanabilme kabiliyetleridir. YÖK, bu güç sarhoşluğunun farkında olarak ilerde başının ağrımamasını istemektedir!
  • Bu nedenledir ki genelgenin son maddeleri, “kamu görevinden çıkarma” tekliflerinin komisyonlarca gerekçelendirilmesi, tekliflerin üniversitelerin yönetim kurullarında görüşülerek karara bağlanması ve nihayet rektörün kanaatini “açıkça” yazması uyarılarını yapmaktadır. Yani YÖK, “Sorumluluğu siz alın, ben uygularım” demektedir.

Özetle YÖK, var olan kaba hukuksuzluğun üniversiteler tarafından biraz daha inceltilmesini isteyerek devlet aklına uygun hareket edilmesini talep etmekte ve bu hukuksuzluktaki sorumluluğunu olabildiğince azaltmak istemektedir. Halbuki hukuksuz soruşturmalarla eziyet edilen, hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmadan ve savunma hakları ellerinden alınarak ihraç edilen binlerce bilim insanının, hakları gasp edilen ÖYP’lilerin, 50/D’ye mahkum edilen araştırma görevlilerinin, sürekli değiştirilen kriterlerle emekleri yok sayılan doçent adaylarının, işçi sağlığı ve güvenliği yok sayılarak ölümün kıyısında emekleri sömürülen taşeronların, angarya ve sürgünle terbiye edilmek istenen idari ve teknik personelin ve nihayet (!) açılan soruşturmalarla üniversitelerinden atılan, uzaklaştırılan öğrencilerin vebali hala YÖK’ün omuzlarındadır!
Eğitim Sen olarak, her alanda olduğu gibi üniversitelerde de böylesine ağır ve yıkıcı sonuçlar yaşanmışken, bu hukuksuzluğun hesabı verilmeden “normalleşme” algısı yaratılmasına izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Bu hukuksuzluklara alışmayacağımızı, “ölümü gösterip sıtmaya razı eden” uygulamaları kabul etmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Unutulmamalıdır ki siyasi iktidarın makbullük denetiminin özcesi olan “terör örgütüyle iltisak ya da irtibat” gerekçesinin bizatihi kendisi hukuksuzdur! Bu hukuksuzluğun sorumluları mutlaka adalet önünde bu zorbalığın hesabını vereceklerdir!