TALEPLERİMİZ DİKKATE ALINMALI, EKONOMİK KAYIPLARIMIZ KARŞILANMALIDIR!

 Türkiye’nin temel ekonomik göstergeleri uzun süredir kriz sinyalleri vermeye başlamıştır. Yıllardır geçimlerini büyük ölçüde borçlanarak sürdüren, kredi ve borç batağına saplanan toplumun geniş kesimleri gibi, eğitim ve bilim emekçileri de yaşanan ekonomik sorunlardan fazlasıyla etkilenmektedir. İktidar, her fırsatta ekonomide yaşanan en temel sorunların üzerini örtmeye çalışarak, bütün sorumluluğu ‘dış güçlere’ atmaya çalışırken, emekçilerin günlük yaşamı ile ilgili bütün ekonomik göstergeler kötüye gitmektedir. Türkiye ekonomisinde son yıllarda, özellikle 24 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan dalgalanmalar, Türk Lirasının değer kaybetmesi ve enflasyonunun hızla artması sonucunda satın alım gücümüzde belirgin bir azalma yaşanmış, ücretlerimiz mum gibi erimiştir. 1 ABD dolarının ortalama 1.30 TL olduğu 2008 yılında 1.196 TL aylık alan bir öğretmenin 920 ABD doları alabiliyorken, 15 Kasım 2018 itibariyle ortalama 3 bin 620 TL alan bir öğretmenin 1 ABD dolarının 5,42 TL seviyesindeyken aldığı maaş 668 ABD doları seviyesine inmiştir. Son on yılda bir öğretmenin yaşadığı ekonomik kayıp, aylık olarak bin 366 TL’ye (252 ABD doları) ulaşmıştır. Bu rakama Ekim 20185 itibariyle yüzde 25’i aşan yıllık enflasyondan kaynaklı kayıpları da eklediğimizde satın alım gücümüzdeki azalmanın çok daha fazla olduğu açıktır. Başta elektrik ve doğalgaz olmak üzere, temel tüketim ürünlerine peş peşe yüksek oranlı zamlar yapılması, ekonomik krizin faturasının krizi yaratanlara değil, halkın, emekçilerin sırtına yıkılmak istendiğinin açık göstergesidir. Emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarının dayanılmaz hale geldiği, ekonomide yıllardır benimsenen yanlış politikalar nedeniyle ek iş yapmak zorunda kaldığı, kredi ve borç batağına saplandığı koşullarda, iktidarın ekonomide yaşanan ve yaşanması beklenen olumsuzluklar karşısında krizden etkilenen yüzde 99 yerine, yüzde 1’i oluşturanların talepleri doğrultusunda hareket etmesi kabul edilemez. Eğitim ve bilim emekçileri olarak, ekonomide yaşanan krizde hiçbir sorumluluğumuz ya da payımız olmadığı halde, krizin faturasının ısrarla bizlere ödetilmek istenmesini kabul etmiyoruz. Ekonomik krizi kim çıkardıysa, faturasını da onlar ödemelidir. Eğitim ve bilim emekçileri olarak Türkiye çapında bütün işyerlerinde başlattığımız imza kampanyasıyla;  

  • Tüm eğitim ve bilim emekçilerinin ek göstergelerinin 3600’e çıkarılmasını,
  • Maaşlarımızda son 10 yıl içinde dolar bazında yaşanan kaybı karşılamak için net bin 395 TL artış sağlanmasını,
  • Başta elektrik ve doğalgaz olmak üzere, temel tüketim ürünlerine yapılan zamların geri alınmasını,
  • Vergi dilimi soygununa son verilerek, gelir vergisi oranının sabitlenmesini,
  • Ek ödemelerin tamamı temel ücrete ve emekliliğe yansıtılmasını, ek ders saat ücreti hesaplanırken bir öğretmenin aylık maaş tutarının (3600/60 = 60 TL) esas alınmasını,
  • Eğitim-öğretime hazırlık ödeneğinin, ayrımsız bütün eğitim ve bilim emekçilerine bir maaş tutarında ve yılda iki kez ödenmesini talep ediyoruz. Türkiye’de yaşayan herkes gibi, eğitim ve bilim emekçilerinin yaşam koşullarını doğrudan etkileyen ekonomik krizin faturasını ödemeyeceğimizi belirterek, taleplerimizin karşılanması için işyerlerimizden topladığımız imzaları Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderiyor, krizin faturasını ödemeyeceğimizi bir kez daha buradan kamuoyuna ilan ediyoruz. Tüm eğitim ve bilim emekçilerini, 17 Kasım Cumartesi günü, İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yapılacak olan ‘Yoksullaşmaya, İşsizliğe ve Güvencesizliğe Karşı Birlikte Mücadele’ mitingine davet ediyoruz.  KRİZİN BEDELİNİ EMEKÇİLER DEĞİL, KRİZİ YARATANLAR ÖDESİN!