Türkiye’de İnsan Hakları Ağır Tehdit Altındadır!

Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilişinin üzerinden 72 yıl geçti. Türkiye, kabul edilişinden bir yıl sonra metni imzalamasına rağmen, bildirgede yer alan temel hak ve özgürlükler sadece metin üzerinde kalmıştır.OHAL sonrasında yaşanan ve aradan geçen süreye rağmen çözüme kavuşturulmayan hukuksuz ihraçlar, düşünce, ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğünün fiilen ortadan kaldırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin keyfi olarak yasaklanması, sendikal eylemleri suç kapsamına alma çabaları ve en temel demokratik tepkilerin bile polis şiddeti ile karşı karşıya kalmasını beraberinde getirmiştir.20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL ve sonrasında çıkarılan KHK’ler nedeniyle ortaya çıkan hak ihlalleri hâlâ sürmektedir. İktidarın kendisini mahkemelerin yerine koyarak ihraç edilen ya da açığa alınan kamu görevlileri için ‘bir daha geri dönmemek üzere kamu görevinden çıkarma’ kararı vermesi, işletilmeyen bir hukuk süreci üzerinden ihraç edilenlerin ‘çalışma hakkı’ ve ‘yaşam hakkı’nın idari ve siyasi tasarruflarla ellerinden alındığının kanıtıdır. 140 bini aşkın kamu görevlisinin savunmaları bile alınmadan işten atılması, hiçbir yerde çalışma hakkı tanınmaması, sosyal haklarına ve banka hesaplarına el konulması, keyfi gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler yaşanması gibi ancak darbe dönemlerinde görülebilecek ne kadar hak ihlali varsa geçtiğimiz süreçte hemen hepsi hayata geçirilmiştir.Bu yıl kovid-19 salgınının gölgesinde kutlanan Dünya İnsan Hakları Günü’nde ağır salgın koşullarına rağmen çalışmak zorunda bırakılan,  emeği ve alın teri ile geçinmeye çalışan milyonlarca emekçinin, özellikle salgına karşı insanüstü bir mücadele yürüten sağlık emekçilerinin yaşam hakkı âdeta yok sayılmakta, emek ve meslek örgütlerinin, bilim insanlarının salgının önlenmesine yönelik tüm talepleri görmezden gelinmektedir.Türkiye’de salgın bir güvenlik sorunu olarak ele alındığı için tüm alanlarda insan hakkı ihlalleri yaşanmakta, pandemi bahane edilerek en temel demokratik hak taleplerinin önüne geçilmektedir. Bu dönemde iktidar işçilerin, emekçilerin, işsizlerin, halkın haklarını koruyan, işini, ekmeğini, gelir ve kazancını güvence altına alan politikalar uygulamak yerine, sermayeyi korumayı öncelik olarak benimsemiştir.Salgınla birlikte eğitimde var olan eşitsizlikler daha da derinleşmiştir. Salgın riskine karşı uzaktan eğitime geçilmesi ile kamusal bir hizmet olan ve her çocuğun eşit bir şekilde faydalanması gereken eğitim hakkına ulaşmak güçleşmiştir. Pandemi sürecinde öğrenciler, uzaktan eğitime erişen, kısmen erişen ve hiç erişemeyen şeklinde sınıflara ayrılmış, özellikle yoksul emekçi çocukları, kendi anadilinde eğitim alamayan çocuklar ve özel eğitim kapsamındaki çocuklar açısından eğitime erişimde ciddi sorunlar yaşanmıştır. Uzaktan eğitimle birlikte her çocuğun bilgisayar ve internet gibi teknolojik araçlarının olmaması, çocukların eğitim hakkının ihlali olarak karşımıza çıkmıştır.Türkiye’nin insan hakları karnesi tarihte hiç olmadığı kadar karanlık hale gelmiş durumdadır. İktidar gibi düşünmeyen tüm kişi ve kurumlara yönelik olarak hayata geçirilen hak ihlalleri her geçen gün artmaktadır. Yasal olarak kalkmasına rağmen fiilen sürdürülen ve darbe dönemlerini aratmayan olağanüstü yönetim anlayışının yansıması olarak hukuksuz bir şekilde sendikal faaliyetlerin engellenmesi, demokratik eylemlerin suç sayılması, iktidarın yargı kararlarını doğrudan etkileyen bir tutum göstermesi hak ihlallerinin çıkış noktasının ‘tek adam rejimi’ olduğunu göstermektedir.Uzun bir süredir iktidarın baskıcı ve anti demokratik politika ve uygulamalarına karşı çıkan tüm kişi ve kurumlar hedef gösterilmekte, ‘bağımsız ve tarafsız’ olduğu iddia edilen yargı kıskacına alınarak sindirilmek istenmektedir. İktidardan ve sermayeden bağımsız olarak mesleğini yapan basın emekçileri, muhalif siyasetçiler ve mücadeleci sendikalara yönelik baskı ve tehditler artarak sürmektedir.İktidarın giderek artan baskıcı politikaları kadınların ve çocukların daha çok şiddet görmesine ve şiddete karşı daha savunmasız bırakılmasına neden olmaktadır. Kadınların yaşam hakkı ve çalışma hakkı başta olmak üzere, eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerine yönelik baskı ve tehditler azalmak bir yana sürekli artmaktadır. Özellikle salgın sürecinde kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismar vakalarında görülen belirgin artışın önüne geçmek için hiçbir somut adımın atılmaması dikkat çekicidir.Bir ülkede insan hak ve özgürlükleri ile ilgili yasaların, kuralların olması, temel hak ve özgürlüklerin yasalarda yazılı olmasının tek başına hiçbir anlam ifade etmediğini anlamak için Türkiye’de yaşananlara bakmak yeterlidir.Eğitim Sen olarak, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle, dünyada ve Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin son bulması için toplumun tüm kesimlerini haklarına, özgürlüklerine ve geleceklerine sahip çıkmaya, dayanışmayı ve örgütlü mücadeleyi güçlendirmeye davet ediyoruz.