MEB 100 Günde Ne Yapmalı?

body: 

Ağustos 2018 tarihinde yeni kabinenin 100 günlük faaliyet hedefleri kamuoyu ile paylaşıldı. Yapılan açıklamanın bir bölümünde de eğitim  alanında yapılması planlananlar, hedefler ifade edildi. Hedeflenenlerin acil çözüm bekleyen,adım atılması gereken konulardan uzak,soyut ve sonuçlarının gözlemlenmesinin zor olan alanlardan seçildiğini ifade etmek gerekmektedir. Açıklamanın en dikkat çekici  ve aynı zamanda da tam olarak anlaşılamayan bölümü 20 bin sözleşmeli öğretmen alımı ile ilgili olan bölümüydü. Söz edilen şu an evraklarını teslim etmekte olan, ataması yapılmış olan öğretmenler mi? Yoksa, ayrıca 20 bin öğretmen daha mı atanacak? Kısa sürede bu konunun  kavuşması ve atamaların da en kısa sürede kadrolu olarak yapılması gerekmektedir. Yeni öğretmen alımlarında mülakat yönteminin kullanılması eşitsizlikler ve haksızlıklar üretmektedir. O nedenle mülakat ile öğretmen alımına son verilmeli,tüm öğretmenler kadrolu olarak istihdam edilmelidir.
Açıklamanın dikkat çeken diğer bir bölümü ise eğitim yöneticiliğinde profesyonelliğe geçilmesi ile ilgili olanıdır. Okulları  ticari birer işletme olarak gören bu bakış açısı,eğitim yönetiminin de profesyonel işletmelerde olduğu gibi, karlılık ve verimlilik esaslarına göre yürütülmesi gerektiğini düşünmektedir. Oysa eğitim kamusal bir hizmettir ve tüm kamusal hizmetler gibi eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir olmalıdır. O yüzden eğitim yöneticiliği adında bir meslek yoktur. Eğitim yöneticiliği öğretmenlerin ikincil görev olarak yürüttükleri bir faaliyettir. Profesyonel yöneticilik,eğitimin ticarileştirilmesinin önemli bir adımı olacağından bizler açısından kabul edilebilir bir tarafı yoktur.
Eğitimin piyasalaşmasının diğer bir adımı da açıklanan diğer bir hedefte açığa çıkmaktadır: “Her okulun kendi şartları içerisinde geliştirilmesini sağlamak için kriterler belirleniyor,destekler buna göre sağlanıyor.”. “Okul Temelli Gelişim Modeli” adı ile Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi’nde de yer alan bu yaklaşım, okullar arasındaki eşitsizlikleri doğallaştırarak, okulların piyasa koşularına göre yapılandırılmasına olanak sağlayacaktır. MEB’in görevi ve sorumluluğu ise okullar arasındaki farkları ortadan kaldırarak, koşullar ve olanaklar açısından okulların eşitlenmesini sağlamaktır.
30 bin okula polis görevlendirilmesi ise eğitim alanında yaşanan şiddet olaylarının sadece güvenlik bakış açısı ile değerlendirilmesinin bir sonucudur. Böyle bir yaklaşım şiddeti doğuran, besleyen ve büyüten koşulları, sosyo-politik iklimi,kültürel örüntüyü yok saymaktadır. Oysa sorun sadece güvenlik boyutunu çoktan aşmıştır.
Diğer hedeflerinde, meslek liselerinde olduğu gibi, yukarıda sayılanlardan farklı özellikleri yoktur. MEB aslında açıklanan hedeflerle bizlere sorunların çözümü için adım atmayacağı ve yapısal sorunların çözümüne dair  bir yaklaşımın olmadığını ifade etmektedir. Oysa 100 gün içerisinde MEB bunları yapabilir:
Ortaöğretime geçiş sisteminden kaynaklı mağdur olan yüz binlerce öğrencinin mağduriyetini giderebilir. Akademik eğitim veren okulların kontenjanlarını artırabilir; tercihlerde okul türü ve tercih sayısına getirilen sınırlama kaldırılarak, öğrencilere yeniden tercih hakkı verilebilir.
Ortaöğretime geçiş sistemi kaldırılarak,tüm öğrencilerin istediği okul türü ve okulda eğitim almasının koşullarını oluşturacak çalışmalar başlatılabilir.
Öğretmen alımlarında mülakat kaldırılarak, tüm öğretmenler kadrolu atanabilir.                                  
Eş durumundan dolayı atama hakkını kullanamayan sözleşmeli öğretmenlere eş durumu atama hakkı verilebilir.
Atama  bekleyen öğretmen arkadaşlardan gerekli sayıda atama yapılabilir.
Tüm eğitim çalışanlarına 3600 ek gösterge verilebilir.
Proje okul uygulamasına ve okulların nitelikli-niteliksiz olarak ayrılmasına son verilebilir.
Öğretim programlarının bilimsel ölçülere göre yeniden hazırlanmasına dönük çalışmalar başlatılabilir.
Dini dernekler ve vakıflar ile yapılan protokoller iptal edilebilir.
Eğitim yöneticilerinin belirlenmesinde liyakatı esas alan bir sisteme geçilebilir.
Çocuk işçiliğinin önlenmesine dönük tedbirler alınarak, tüm öğrencilerin örgün eğitim içerisine alınmasına dönük çalışma başlatılabilir.
Özel okullara teşvik uygulamasına son verilerek, eğitime ayrılan bütçe artırılabilir.
Haklarında her hangi bir soruşturma olmayan ihraç eğitim emekçileri işlerine iade edilebilir.
Hizmetin gereği olarak değil de cezalandırma yaklaşımı ile sürgün edilen eğitim emekçileri eski görev yerlerine iade edilebilir.