Genel Başkanımızdan Üyemiz Olmayan Eğitim ve Bilim Emekçilerine Mektup

body: 

Değerli Eğitim Sen Dostları,
Sevgili Eğitim ve Bilim Emekçileri,
Mektubuma Covid-19 salgınının yaşamlarımızı daralttığı bu günlerde, sizlerin ve tüm sevdiklerinizin sağlıklı olması dileğimle başlıyor, en içten sevgi ve selamlarımı sunuyorum. Bu mektubu sanal bir alandan değil, elinize ulaştırmak isterdim, ama kargo ve posta emekçilerini yormamak için bu yolu pratik bulduk. Mektup fikri de nereden çıktı diyebilirsiniz, okumayabilirsiniz de… Ama ben anlatmak istiyorum.
Sendikada göreve başladığım ilk günlerde, masada el yazısı ile yazılmış bir mektup buldum. Merakla elime aldım, zarfı özenle açtım. Mektup siyah pilot kalemle yazılmıştı, güzel bir el yazısıydı karşılaştığım. Sendikamızın değerli üyelerinden olan meslektaşım, Eğitim Sen’de yapabilirliklerimizin önünü açabilecek bir çalışma yöntemi sunuyor ve somut öneriler getiriyordu.
Eğitim Sen 11.Genel Kurulu’nun ardından merkez yürütme kurulu üyeleri yenilendiği için öğretmenimiz bizlere seslenmek istiyordu. Evinde ağır ağır dolaşırken nelerden söz edeceğini zihninde kurmuş, masaya oturmuş ve sıcak bir çayın eşliğinde düşüncelerini kâğıtlara geçirmişti. Mektubu yazmanın en az bir saatini aldığını düşünüyorum. Belki ertesi gün evden çıkıp bir kırtasiyeye uğramış, zarf almış ve adresi oracıkta yazmıştı zarfın üzerine. Sonra postaneye gitmiş, sırada beklemiş ve mektubu postaya vermişti. Bu da sanıyorum ki bedeni yorgun, zihni genç öğretmenimizin yaklaşık bir saatini aldı. Üyemiz akıp giden günlerin içinde, iki saate yakın bir zamanını henüz şahsen tanımadığı, ama Eğitim Sen’in toplumsal bedenleşmesinin niteliğinden dolayı bildiği insanlara yazmanın, ‘anlamlı’, ‘değerli’ ve ‘önemli’ olduğunu düşünmüş ve harekete geçmişti. Hayatın aynılaştığı, ‘düz’leştiği ve ‘resmi’leştiği günlerde mektubun bende/bizde hissettirdiği duygular bambaşka idi. Sonuç olarak mektup amacına ulaşmış, beni ve arkadaşlarımı etkilemişti.
Mektup düşüncesi böyle çıktı ve sizlerle karşılaşmam için bir vesile yarattı. Şu anda tek taraflı bir etkileşimimiz var, benden/bizden size doğru. Ama karşılaşmalar ve karşılıklı iletişimin olanağı tam da burada! Kim bilir belki de cevaben bir mektup da siz yazarsınız! Birçoğunuz, bir dönem sendikamızın üyesi idiniz. Siyasal iktidar; ekonomik, sosyal, kültürel ve demokratik haklarını arayan kamu emekçileri olduğumuz için bizleri suçlulaştırdıkça, 15 Temmuz Darbe Girişimiyle hiçbir ilişkimiz olmamasına karşın, bizleri ihraç edince ve açığa alınca “gönlüm zaten sizden yana!” deyip sendikamızdan uzaklaşmak istediniz. Sizi anlıyoruz, belki bizler de hatalar yaptık, bir şeyleri eksik bıraktık, birbirimizi yeterince güçlendiremedik.
Sonuç olarak Eğitim Sen’le, üyeleriyle, onun düşleriyle, kederleriyle, sevinçleriyle, eylemleriyle karşılaştınız. Belleğinizi yoklayın, ben hala üzerinizde Eğitim Sen’in titreşimleri olduğunu biliyorum, çünkü her karşılaşmanın bir iz bıraktığını yaşadıklarımdan öğrendim. Sizin etkilerinizin de Eğitim Sen’in kolektif bedeninde yazılı olduğunu seziyorum. Peki şimdi ne yapmak mı istiyorum?
En son söyleyeceğimi şimdi söyleyeceğim: Siz yoksanız biz eksiğiz! Sevgili eğitim düşünürü Pablo Freire’nin ifade ettiği, biz emekçileri ve ezilenleri kapan iktidar aygıtlarına karşı öğretmenimizin yazdığı mektup gibi, bir şey yapmamızın zamanı gelmedi mi? Siyasal iktidarın haklı bulmadığımız “boyun eğ!” talimatlarına uyacak mıyız? Yine iktidarların “böl ve yönet” taktiklerine ses çıkarmayacak mıyız? Sessiz kalarak, dışarıda durarak, siyasal iktidarın hedefleriyle istemesek de fiilen uyumlu hale gelmeye devam mı edeceğiz? Sonsuzca çeşitlenebilen kültürümüzün, dillerimizin “istila” edilmesine sessiz mi kalacağız?
Size, eğitim alanında çocuklarımızın ve gençlerimizin karşılaştığı sorunları, hayat pahalılığı karşısında satın alma gücü giderek düşen eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadıklarını, işsizlik ve asgari ücretle geçinmeye çalışan velilerimizin karşılaştığı güçlükleri anlatmayacağım. Siz bunları hissediyor, yaşıyor, çaresizce izliyorsunuz. Eğitim Sen’in demokratik ikliminde bu edilgin etkilenişleri, kederli duyguları birlikte aşabiliriz. Birbirimize zaman zaman kardeşçe kızsak da çabuk barışacağız, bağışlayacağız, birbirimizden öğrenerek daha güzel bir yaşamın yollarını açacağız.
Yokluğunuz, bizlerin daha az etkin etkilenişler içinde olması, çocuklarla ve gençlerle daha az eğitsel temas kurması, velilerimizi daha az güçlendirmesi demek! Nihayetinde aramızda olmadığınızda gerçek demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletine daha geç ulaşacağız demektir! Bu kuşağın sonraki kuşaklara borcu sosyal, demokratik, laik ve keyfiliğin değil hukukun olduğu bir cumhuriyettir. Haziran 1922’de yazılan Türkiye Muallime ve Muallimleri Beyannamesi’ndeki bir cümle, yüz yıl sonrasını ve ruh halimizi anlatıyor sanki! “Her yanından masumların çığlıkları yükselen bu kara bahtlı ülke, bu özgür insanlar tapınağı, bir anda her şeyi, her acıyı unuttu, elini yaralı bağrına bastı, yaşlı gözlerini sildi, silkindi ve ayağa kalktı.” Bize bir mektup yazmak için, birlikte bir çay içmek, konuşmak için ayağa kalkın ve gelin! Sizi sendikamız Eğitim Sen’e bekliyoruz. Gelin müşterek düşünmenin ve eylemenin olanaklarını birlikte yakalayalım!
Yeni yıl sağlıkla yaşayabileceğiniz bir yıl olsun!
2021’de umutlarınız kaygılarınızın gölgesinden sıyrılsın, dayanışma adacıklarınız, karşılaşmalarınız çoğalsın!
Yeni yılınız kutlu olsun!
31.01.2020
Nejla Kurul,
Eğitim Sen Genel Başkanı