BAZI “AKADEMİSYENLER” TARAFINDAN YAPILAN ERKEK EGEMEN SÖYLEMLER KABUL EDİLEMEZ 18/05/2020

Koronavirüs salgınının ardından kullanımı yaygınlaşan video konferans, kadına bakışın "akademik düzeyde" ne durumda olduğunu ortaya koymuştur. Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Orhan Acar, kameranın açık olduğunu unutarak "Kızların resimlerini de görüyoruz böylece, çaktırma" şeklinde bir cümle kurmuş ve bunun hemen ardından da bu sözler sosyal medyada yayılmıştır. Acar bu sözlerinin toplumun değişik kesimlerinde büyük tepki toplamasının ardından istifa etmek zorunda kalmıştır. Konuyla ilgili olarak Eğitim Sen Genel Merkezi tarafından bir açıklama yapılmıştır. Bu durum kurum kültürüne dair kafalarında sadece ‘yukarıdan gelen talimatları uygulamak’ olan vasıfsız, atanmış yöneticiler eliyle üniversitelerin getirildiği hali bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu durum aynı zamanda üniversitelerdeki yöneticilerin erkek egemen sistemi kurumlarda sürdürmeye ne kadar hevesli olduklarını göstermiştir.  Yaşanan bu olaylara en çok da aynı fakültede çalışan öğretim üyelerinin ses çıkarması, itiraz etmesi gerekirken onlardan çok öğrencilerin ses çıkarması, tepki göstermesi dekanın istifa etmesi ile sonuçlandı. Kurum çalışanlarının bu olayda sessiz kalması, atanmış vasıfsız yöneticiler eliyle varlığı sürdürülen erkek egemen sistemin üniversitelerde nasıl da kanıksandığının tipik bir göstergesidir. Eğitim Sen Genel Merkezi tarafından “Erkek egemen cinsiyetçi zihniyet Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı ile sınırlı değildir” açıklamasının hemen ardından İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muttalip Kutluk Özgüven’in sözleri Eğitim Sen Genel Merkezi tarafından yapılan tespitin doğruluğunu bir kez daha göstermiştir. Özgüven’in katıldığı bir televizyon kanalının canlı yayınında çocuk yaşta doğurmayı savunarak 12-17 yaşındaki kız çocuklarının ilk çocuğu doğurmak için ideal yaşta olduğunu ileri sürmesi, 12 yaşındaki kız çocuklarının hamile kalmak için en uygun yaşta olduğunu söylemesi kabul edilebilir bir durum değildir. Tüm dünyanın bilim insanlarının şiddetle reddettiği bir konuyu ülkemin profesör unvanlı bir akademisyeni hararetle savunmakta üstelik “Doktorlara sorun!” diyerek sapkın anlayışına dayanak sunmaya çalışmaktadır. Ülkemizin böyle zor bir zamandan geçerken ihtiyacı olan şey bu tarz açıklamalar değildir. Bu açıklama çocuk istismarını normal bir olgu gibi göstermeyi amaçlamaktadır. Türk Ceza Kanunu’na göre de suç olarak da görülebilecek bu açıklamaları, kabul etmemiz, görmezden gelmemiz mümkün değildir. Özgüven ayrıca İstanbul Sözleşmesi’ni bir daha çıkarmamak üzere çöpe atın ifadesini kullanmıştır. Unutulmamalıdır ki bu sözleşme karşısında duran herkes, bir kadına saplanan bıçağın sapına, sıkılan kurşunda tetiğe değmiş sayılır. Akademisyenlerin yapmış oldukları bu açıklamalar üniversitelerin güvenli hale getirilmesi, akademide cinsiyetçiliğin önüne geçilmesi ve cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönünde somut adımlara duyulan ihtiyacın artığının göstergesidir. Bu nedenle iktidarı ve üniversite yönetimlerini adım atmaya zorlayacak bir mücadelenin örülmesi oldukça önemlidir. Üniversitelerde her kesimden kadının yan yana gelebileceği kadın çalışmaları / toplumsal cinsiyet çalışmaları toplulukları ve dayanışma ağları bu açıdan kritik önem taşır. Tacize, şiddete ve eşitsizliğe karşı üniversiteli kadınların birbirinden güç alabileceği, iktidarın ve üniversite yönetiminin ayrımcı politikalarına birlikte karşı koyabileceği, kazanımlarını geliştirebilmek için mücadele edebileceği alanların yaratılması / geliştirilmesi, önümüzdeki dönemin en önemli ihtiyaçlarından biri olarak karşımızda durmaktadır. Eğitim Sen olarak bu zihniyetin, başta yönetim kademelerinde olmak üzere, üniversitelerimizin her köşesinde mahkûm edileceği ve üniversitelerde cinsiyet eşitliği sağlanacağı zamana kadar mücadelemiz sürecektir. Dilek URAL Çanakkale Eğitim-Sen / Kadın Sekreteri