Barış Akademisyenlerinin Duruşmasında Neler Yaşandı?

body: 

Barış akademisyenlerinin bugün (05.12.2017) başlayan ve ayrı ayrı görülen duruşmaları tam bir hukuk garabetine dönüşmüştür.
Söz konusu garabetin en temel nedeni, ortada hiçbir suç bulunmamasına rağmen akademisyenlerin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını kullanmalarının disiplin soruşturmalarına ve ceza davalarına konu edilmesidir. Tekrar belirtmek isteriz ki başından itibaren yürütülen süreç hukuki değil, siyasi bir hesaplaşmanın ürünüdür.
Bilindiği üzere, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi kapsamında açılan davalarda, akademisyenlere “terör örgütü propagandası yapmak” suçu isnat edilmiştir.
Halbuki, akademisyenler Meral Camcı, Kıvanç Ersoy, Muzaffer Kaya ve Esra Mungan’ın 22 Nisan 2016 tarihindeki İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında, savcının sanıklara yüklenen suçun TMK m. 7/2 değil TCK m. 301 kapsamına girebileceği mütalaası üzerine mahkeme heyeti dosyayı Adalet Bakanlığı’na gönderme kararı vermiş ve Adalet Bakanlığı da davanın TCK 301. madde kapsamında yürütülmesine onay vermiştir.
Bildiride kullanılan hiçbir ifade ve talep başından beri ifade ettiğimiz gibi  hukuka aykırı  değildir ve herhangi bir suç kalıbına uymamaktadır. Bu dosyalarda ne TMK 7/2 de düzenlenen “terör örgütü propagandasını yapmak”, ne de TCK 301 maddesinde düzenlenen “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçunun uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.
5 Aralık 2017 günü İstanbul Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesi’nden 10 imzacının İstanbul 35 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşması, öncelikli olarak usul tartışmalarıyla başlamıştır. Sanık müdafileri tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama bu şekilde devam ederken ve Adalet Bakanlığı’ndan TCK 301 konusunda onay gelmişken, diğer imzacılara TCK 7/2 de düzenlenen suçu işledikleri iddiası ile iddianameler düzenlenerek davalar açılmış olmasının çelişkili olduğu gerekçesiyle mahkemenin bir karar vermesi talep edilmiştir.
Mahkeme heyeti İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin nitelendirmesi ile bağlı olmadıkları gerekçesi ile bu  talebi kabul etmemiştir. İmzacı akademisyenler ve müdafileri savunmalarını yapmak üzere süre istemişlerdir. Akademisyenlerin müdafilerinin birleştirme talepleri de “birleştirmenin mecburi olmaması,  sanık sayısının çok olması,  savunması  alınamayan sanıkların olması halinde yargılamanın uzayabileceği ve adil yargılanma hakkına aykırı olacağı”  gerekçesi ile kabul edilmemiştir. Yine akademisyenlerin müdafileri tarafından ileri sürülen  “derhal beraat talepleri”  de “sorgu ve savunmaların yapılması, delillerin  değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesi ile kabul edilmemiş, tüm duruşmalar 12 Nisan 2018’e ertelenmiştir.
Eğitim Sen olarak süreci yakından takip edeceğimiz ve yargılamalar boyunca örgütlü gücümüzle akademisyenlerin yanında olacağımız bilinmelidir.