Ülkemizin Geleceği Olan Gençlerimizin Sorunlarına Kalıcı Çözümler Üretilmelidir!

Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı, emperyalistler tarafından işgal edilmiş bir ülkeyi esaretten kurtarmak için atılan ilk adımın tarihi olan 19 Mayıs 1919’un üzerinden 99 yıl geçti. Türkiye halklarının emperyalizme karşı mücadelesinin en önemli simgelerinden birisi olan 19 Mayıs’ın,  Türkiye gençliğine ‘Gençlik ve Spor Bayramı’ olarak armağan edilmiş olması önemlidir.Gençliğin sorunlarını önemsemeyen, tutarlı ve planlı bir gençlik politikası geliştirmeyenlerin 19 Mayıs bahanesiyle gençlere söyleyecekleri övgü dolu sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Gençliğin sorunları karşısında çözümleri olmayanların tek çaresi, sorunları görmezden gelmektir. Ancak bu tutum, gençliğin sorunlarını ve karşı karşıya olduğu kuşatılmışlığı ortadan kaldırmamaktadır.19 Mayıs her ne kadar yıllardır gençlere,  genç kuşaklara övgüler dizilen bir gün olarak kutlansa da, gençler evde, okulda, üniversitede, işyerlerinde baskıcı, otoriter uygulamalarla karşı karşıya kalmakta, gençliğin kendilerini özgürce ifade edebilmesinin önüne sürekli yeni engeller çıkarılmaktadır.Toplumsal bir kategori olarak değerlendirdiğimizde gençlik, nüfusun yaşı genel olarak 18 ile 25 arasında olan, toplumun oldukça geniş bir kesimini oluşturmaktadır. Nüfusun en dinamik kesimlerini oluşturan gençlerin, tıpkı geçmişte olduğu gibi, bugün de egemen sınıflar için dönem dönem tehlikeli, sistem karşısında potansiyel tehdit olarak görülmesi düşündürücüdür. Türkiye’de gençlik, bir taraftan egemenler açısından potansiyel tehdit olarak değerlendirilirken, diğer taraftan gençliğin mevcut düzenin devamının sağlanması için egemenlerin çıkarları doğrultusunda ‘eğitilerek’ sisteme kazandırılması için bütün araçlar adeta seferber edilmektedir. Buradaki temel amaç, gençliğin sınırsız enerjisinden, yaratıcılık ve yeteneklerinden sonuna kadar yararlanmaktır.Hem eğitimli hem de eğitimsiz gençlik arasında işsizlik oranı hızla artmakta, geçim şartları zorlaşmakta ve gençlerimiz gençliklerini yaşamaktan çok uzak çarpık bir düzenin esiri olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Türkiye gençliği, işsizlik ve güvencesizlik batağına mahkum edilmiştir. Ataması yapılmadığı için bugüne kadar 52 işsiz öğretmen yaşamına son vermiş, yüzbinlerce öğretmen arkadaşımız ya asgari ücretin altında maaş alarak ücretli öğretmenlik yapmak ya da kendi mesleği dışında başka işlerde çalışmak zorunda bırakılmıştır.Türkiye’de gençlerin, gerek toplam nüfus içindeki, gerekse iş gücü içindeki oranının yüksekliği patronların iştahını kabartmaya devam etmekte, gençlerin toplam işsizler içindeki payı sürekli olarak artmaktadır. TÜİK’in hane halkı iş gücü anketlerine göre genç nüfustaki işsizlik oranı % 19 iken, kadınlarda bu oran yüzde 23,6’ya çıkmaktadır.Gençliğin, ilkokuldan başlayarak ırkçı ve gerici bir temelde örgütlenen, dünyayı gerçekte olduğu gibi değil, egemen güçlerin onlara göstermek istediği gibi görmelerini sağlayan bir eğitim sistemi içinde kendisini gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu durum, gençliğin eğitimsiz bırakıldığı, daha çocuk yaşta okuldan dışlandığı, üniversite kapılarının yoksul aile çocuklarına kapatıldığı gerçeğinin somut bir sonucudur.Türkiye’de gençlik, bir bütün olarak, geleceksizliğin kendisine kader olarak dayatıldığı, işsizliğin kemirdiği, nitelikli bir eğitim olanağından yoksun, umutsuzluk içindedir. Toplumsal yozlaşma ve çürüme en çok gençleri etkilerken, gençlik eşit olmayan koşullara, geleceksizliğe mahkum edilirken, önemli bir kısmı uyuşturucu, çeteleşme vb. etkenlere yöneliyor, hatta yönlendiriliyor.Özellikle kentlerin yoksul kesimlerinde, eğitimsiz, yoksulluk içinde hayata atılan ve iş bulma olanakları son derece kısıtlanmış olan emekçi gençlik yığınları, her tür gerici, ırkçı, şoven propagandaya maruz kalmaktadır. Bunun yanında uyuşturucunun, adi suçların en açık hedefi yine gençlik olmaktadır. Son yıllarda okullarda artan şiddet olaylarının kökeninde burada belirtilen nedenlerin etkisi yadsınamaz.Bilim dışı, skolastik, dinsel motiflerle kuşatılmış, post modern popüler bir kültür saldırısı altında yaşayan geniş gençlik yığınları, mistisizm ve bilinemezciliğin baskısı altında karamsarlığa itilmekte ve gelecek beklentisi olmayan, sadece içinde yaşadığı anı önemseyen ‘bireyler’ haline getirilmeye çalışılmaktadır.Gençlerin eğitim hakkından kamusal bir anlayışla eşit ve parasız olarak yararlanması; laik, bilimsel, demokratik ve kendi anadillerinde eğitim almalarının sağlanması, onları sınırsızca sömürülecek ‘kaynak’ olarak görmeyip birey olarak tanımak, istihdam, iş güvencesi ve onurlu bir yaşam sürmeleri için gerekli adımları atmadıkça, gençlerin içine itildiği karamsarlığın önüne geçilmesi mümkün değildir.Gençliğin geleceğe bakışında ortaya çıkan sorunlardan söz ederken, egemen güçlerin gençliğin geleceğini karartan, onların enerjisini, yaratıcılığını her fırsatta sömüren, gençliğin dinamizmini denetimi altına alan ve onu düzenin temel parçası haline getiren politikaların terk edilmesi, gençliğin kendi geleceğini yine kendi mücadelesi ile şekillendirmesinin önünü açacak somut politikalara ve adımlara ihtiyaç olduğu ortadadır.Eğitim Sen olarak gençlerimizin aydınlık bir gelecek mücadelesinde yalnız olmadığını belirtiyor, bütün gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyoruz.